Ortadoğu Haber
Dünya'da ve Ortadoğu'da Güncel Haberler

ABD çekilir, Rusya kalır, Türkiye ne yapar?

Türkiye, maliyeti düşük, ama uzun zaman alacak diplomasi kuyumculuğunu, maliyeti korkunç, kısa zamanda somut sonuç verecek askeri harekat marangozluğuna yeğler mi? Ankara’nın kol kola girmiş İslamcısı, neo-Osmanlıcısı, milliyetçisi, ulusalcısı, Şam’ın BAASçısı ile baş başa verip, Kürtleri de içerecek bir masaya oturur, yöresel lezzetlerden oluşan organik bir sofrayı kurabilir mi? Erdoğan’ın NYT makalesine bakarsanız bu mümkün. Erdoğan’ın içeride ve dışarıda izlediği siyasete bakarsanız, böylesi bir kapsayıcı çözüm ışık yılı uzaklıkta.

En başa yazalım: ABD Suriye’den çekilecek. Sonra bunun ne zaman, nasıl, hangi koşullarda gerçekleşeceğini anlamaya çalışalım. Arkasından da bu yeni durum Türkiye’nin çıkarına mı ve Ankara’nın seçenekleri var mı, varsa neler onları konuşalım. O arada bir diğer neon lambalı mühlet olarak 31 Mart’ta seçimler (bilerek “yerel” yazmadım) olduğunu hatırda tutalım. Onun öncesi ve sonrasının farklı dönemler olabileceğini düşünmeyi ihmal etmeyelim.

Başkan Trump’ın Suriye’den çekilme kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’la konuştuğu sırada duyduklarından etkilenip, konuşmayı dinleyen Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’la göz göze geldikten sonra, “öyleyse, al senin olsun” diyerek aniden almadığını artık öğrendik. Trump’ın çekilme talimatı neredeyse bir yıl önce Vaşington’da askeri ve diplomatik bürokrasiye bildirilmiş.

Müstafi Savunma Bakanı Mattis, pek de yok edecek IŞİD hedefi kalmadığını aylar öncesinden teslim etmiş. Daha yaz aylarında yerdeki ABD’li komutanlar Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) muhataplarına nihai çekilmeye gidileceğini iletmiş. Bunun üzerine SDG keza daha aylar öncesinden ve ABD’nin (istihbari yahut doğrudan) bilgisi dahilinde Şam’la zemin yoklamasına girişmiş, Rusların da güvencesini aramaya başlamış.

Dışişleri Bakanı Pompeo, Suriye’den çekilme konusunda Brian Hook, David Satterfield, James Jeffrey, Joel Rayburn, (o da zayi) Brett McGurk gibi güçlü isimlerin de bir araya geldiği yirmi kişilik bir takım kurmuş. Mattis sahada düzenli çekilmeyi planlarken, Pompeo stratejinin “pazarlama” ayağını üstlenmiş. Nitekim, Bolton-Dunford-Jeffrey üçlüsü İsrail ve Türkiye’deyken, Pompeo Ürdün, Irak ve tüm KİK ülkelerini ziyaret etti. Verdiği temel mesajlar: “ABD ortaklarıyla çalışmayı sürdürecek” ve “İran’a karşı safları sıklaştıralım.”

ABD gidiyor. Şam’ın davetiyle Suriye’de bulunan Rusya ve İran kalıyor. ABD giderken, İran’ı topyekün Suriye’den çıkarma işini Rusya’yla halletme gayretinde. Olmadı, ki olması ne denli olası belirsiz, İran’ın hiç yoktan Fırat’ın Doğusu’nda kendi bırakacağı boşluğu doldurmamasını Türkiye’nin temin etmesinin peşinde. Giderken, Tanaf’daki mini-mevcudiyetini tortu kabilinden yerinde tutacak. Örnekse, ABD’nin resmen Afrika’da mevcudiyeti yok ama AFRICOM var ve kıtada adı konmamış biçimde noktasal varlıkları bulunuyor.

ABD giderken, Türkiye Fırat’ın Doğusu’na girmek arayışında. Bolton’un Ankara’ya getirdiği teklifler medyaya tümüyle sızdırıldı. “Tanaf’ın elde tutulacağı” orada var. Çekilmenin “kati, düzenli, güçlü” olacağı; “ABD ile birlikte çarpışmış ‘muhalefet’ güçlerinin kötü muameleye maruz kalmasına karşı çıkılacağı”; “müzakereyle (yani çatışmasız-AS) çözüm”; “IŞİD mahkumlarının serbest bırakılmaması” diğer öne çıkan hususlar.

ABD tarafı, Erdoğan’ın Kürtlerin kıyıma uğramayacağı konusunda teminat verdiğini, bu hususun iki ülke lideri arasındaki telefon görüşmesinde de ortak anlayış zemini olarak kesinleştiğini defaten vurguladı. Pompeo, Erbil’de gazetecilere “Erdoğan Kürtlerle meselesi (“no beef”) olmadığını belirten bir dil kullanıyor, biz de durumun gerçekten böyle olduğundan emin olmak istiyoruz” açıklaması yaptı.

Yani ABD tarafı, TSK ile SDG’nin, ABD Özel Kuvvetleri gözetiminde sahada yan yana, ABD’nin İran’ı çevreleme stratejisine uygun biçimde bulunabileceği ve birlikte çalışabilecekleri bir “alacalı”, melez çözüm arıyor. Buna bir tür “Münbiç Yol Haritası 2.0 sürümü” yahut 1992 sonrası KDP-KYB ile ilişkiler hızlı çekim ileri sarma (“FF”) modeli diyebiliriz. “Sen ne dersin” derseniz, “oluru yok” derim.

Benim okumama göre, Erdoğan ABD teklifine yanıtını NYT’de çıkan makalesinde dağıttığı nazar boncuklarıyla kendince verdi. YPG/YPJ içinde eline silah alan gençlere müşfik tavırdan tutun, yerel meclislerle idareye dek adeta yok, yok. Ancak Bolton, Ankara’ya gelmeden hemen evvel, hem de İsrail’den, yaptığı patavatsız açıklamayla yıktı perdeyi, eyledi viran. Yine bence, bundan böyle Bolton, “II.McGurk Faciası” olur ve daha da Ankara’ya gel(e)mez.

Velhasılı kelam davetsiz misafirlerden ağır sıklet ABD çekilirken, orta sıklet davetsiz ve evsahibini de tanımayan konuk Türkiye şimdi yüzünü, davete icabetle yatıya kalan yarı-ağır sıklet Rusya’ya döndü. Nihayet Kremlin tarafından teyit edildiği gibi Erdoğan’ın yakın zamanda gerçekleşecek yüz yüze Putin görüşmesi işin olurunu belli edecek. Prof. Dr. Serhat Güvenç’in Dünya Ve Biz’deki ifadesiyle “Rusya izin verdiği ölçüde ve Rusya’nın çizdiği çerçevede” girerse, TSK Fırat’ın Doğusu’na girebilecek.

O arada yan salonlardaki seanslarda da farklı filmler gösterimde. Münbiç’te Rus silahlı kuvvetlerinin YPG ile ortak devriyesinin görüntüleri paylaşıldı. Idlip’te hakimiyet El Kaide-Nusra’nın devamı Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) geçti. Suriye ordusunun Idlip çeperine yığınak yaptığı duyuruldu. Putin Erdoğan’a “bırak Idlip’i Şam’a, gir Fırat’ın Doğusu’na” der mi? Veya Idlip’i HTŞ’nin başına mı yıkar?

ABD’nin çekiliyor oluşu, istediği kadar “Esat başta kaldığı müddetçe, bizden yeniden imara katkı olmayacak” desin, Esat’ın Cenevre’ye gereksinimini de ortadan kaldırdı. Bir bakıma, Rusya’nın da Türkiye’yle işbirliğine gerek kalmadı. Artık herkesin adresi Şam olacak. Herkesin ABD’nin azami altı ay sürecek çekilme sürecinin tamamlanmasını bekleyecek vakti var. Yalnızca Erdoğan’ın beklerken 31 Mart seçimleri öncesinde anlatacağı bir fütuhat hikayesine de ihtiyacı var.

Bakınız, BAE, Suudi Arabistan derken şimdi de İtalya’nın (hatta belki fazla gecikmeden Britanya’nın da) Şam’daki büyükelçiliklerini yeniden faaliyete geçireceği görülüyor. Suriye Mart ayında Tunus’ta yapılacak zirveyle Arap Ligi’ne dönüyor. Esat’ın istihbarat şefi Ali Memluk, Kahire’den sonra Riyad’a gidip Veliaht Prens Muhammet bin Salman ile görüşüyor.

Bizim cenahtaysa, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığında bir heyet Vaşington’a gidiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’le görüşmeye Moskova’ya. O arada Milli Savunma Bakanı Akar, Genelkurmay Balkanı Org.Güler ve MİT Başkanı Fidan’ı celbetmiş, Suriye sınırında hazırlıkları denetliyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu yapılacak olası askeri harekatın ABD’nin çekilmesine bağlı olmadığını buyuruyor.

Büyük İspanyol düşünür Ortega y Gasset (1883-1955), “her şeyin içinde olanaklı bir bütünlüğün belirtisi bulunur” yazmış* 1914’te. Fehim Taştekin ise “Türkiye, Suriye ve Irak’ta tepelediği yerel aktörlerle yarın bir gün baş başa kalacak. Bize dostluğu, huzuru, barışı getirecek olan yerel aktörlerin komşuluğudur. Tepelenmiş komşu, komşu olmaktan çıkar.” yazmıştı burada. Aynen katılırım.

Türkiye, maliyeti düşük, ama uzun zaman alacak diplomasi kuyumculuğunu, maliyeti korkunç, kısa zamanda somut sonuç verecek askeri harekat marangozluğuna yeğler mi? Ankara’nın kol kola girmiş İslamcısı, neo-Osmanlıcısı, milliyetçisi, ulusalcısı, Şam’ın BAASçısı ile baş başa verip, Kürtleri de içerecek bir masaya oturur, yöresel lezzetlerden oluşan organik bir sofrayı kurabilir mi? Erdoğan’ın NYT makalesine bakarsanız bu mümkün. Erdoğan’ın içeride ve dışarıda izlediği siyasete bakarsanız, böylesi bir kapsayıcı çözüm ışık yılı uzaklıkta.

Aydın Selcen / Duvar
Bunları da beğenebilirsin