Ortadoğu Haber
Dünya'da ve Ortadoğu'da Güncel Haberler

Kürtçeyi sonradan öğrenen kadın sanatçıdan ‘Jî’yle yolculuk

Kardeş Türküler ve Miraz ile adını duyduğumuz Burcu Yankın’ın ilk solo albümü “Jî” dinleyiciyle buluştu.

Albüm, Yankın’ın kendi söz ve bestelerinden de oluşan on şarkıdan oluşuyor.

Burcu Yankın Jî’nin belirli duygu durumlarına ve an’lara odaklanan bir albüm olduğunu söylüyor.

K24’ün soruları ve Burcu Yankın’ın yanıtları…

Albümünüzün adı olan “Jî” ne demek, neden böyle bir isim koydunuz?

Jî sözcüğüyle bir tesadüf eseri karşılaştım ve anlamının “ana kök” olduğunu öğrendim. Tam anlamıyla etimolojik bir araştırma yapmamakla birlikte sözcüğün jin, jîn (kadın, yaşam) gibi sözcüklerin ve kavramların kökenini oluşturduğunu tahmin ediyorum. Bu nedenle Jî’nin albümde yer alan ve kadınlara, kadınlığa ait belli imgeler taşıyan bir şarkıma çok uygun geleceğini düşündüm.

Sonrasında albümün genel adı ne olsa diye bakınırken, aslında ana kök ifadesinin hem güçlü hem de müzikal/kültürel yolculuğuma denk düşecek bir isim olduğuna karar verdim. Jî diyerek yola çıktım böylece…

Albümünüz kaç yıllık bir çalışma ürünüdür? Nasıl hazırladınız?

Albümün üç-dört yıllık bir geçmişi var aslında. Küçük beste ve söz denemeleriyle başladım. Zaman içinde şarkılar ete kemiğe büründükçe, belirli temalar zihnimde demlendikçe tüm bunları bir albüme dönüştürme ve paylaşma fikri de sıcak gelmeye başladı. Üretim süreçlerinin en güzel yanı da bu galiba, ürettikleriniz birbirini besliyor, bu size cesaret kazandırıyor. Benim için de öyle oldu.

Eşim Fırat Alkış’ın da desteğiyle nihayet bir albüm yapma kararı aldık ve sevgili müzisyen dostum Barış Yerli ile çalışmaya başladık. Şarkıların düzenlemelerine, sound’una birlikte karar verdik. Birçok müzisyen arkadaşımız hem fikirsel anlamda hem de icra anlamında yanımızda oldular, bizi yalnız bırakmadılar.

Jî neyi anlatıyor?

Jî belirli duygu durumlarına ve an’lara odaklanan bir albüm. Bir bulutun göçü; baharı beklerken duyulan heyecan ve umut; kalabalık, yabancı bir şehirdeki yalnızlık; savaş sonrası yaşanan zorunlu göçlerin izleri; denizi olmayan ama düşlemekten vazgeçmeyen balıklar; bir kutsal ziyarete adanan dilekler; aşk; ruhlarını korumak için mücadele eden kadınlar…

Dolayısıyla sözün, sade bir anlatının ön planda olduğu, düzenlemelerin belirli atmosferler kurmaya dönük şekilde kurgulandığı bir albüm yapmaya çalıştık. Temalar evrensel olmakla birlikte – kendi yaşantım, gözlemlerim şehre dair olduğu için- şarkıların arka planında hep büyük bir şehir var. Sürekli bir göç… Mültecilik… Buna tezat, akıp giden insan seli kıyısında küçük düşünce durakları olsun istedim şarkılar.

Bildiğim kadarıyla Kürtçe’yi sonradan öğrenmişsiniz. Neden Türkçe albüm çıkarmadınız da Kürtçe çıkardınız? Sizi etkileyen ya da tetikleyen ne oldu?

Evet, Kürtçe’yi sonradan öğrendim, daha doğrusu öğrenmeye devam ediyorum. Ailem yarı Kürt, yarı Azeri. Nenelerim Kürt. Ailemizin Kürtçe konuşamayan üçüncü kuşağıyım ben.

Dolayısıyla tabii ki toplumsal/politik koşulların da bir sonucu olarak Kürtçe’yle, Kürt kültürüyle üniversite yıllarıma kadar pek bir ilişkim olamadı.

Kürtlükle aslolarak, üniversitede Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde tanıştım diyebilirim. Kürt müziği, kültürü ve dili üzerine çalışmalar yaptıkça bu alanda belirli düzeyde de olsa bir birikim, bir formasyon edinmeye çalıştım. Gerek kulüpte gerekse Kardeş Türküler’de bu alanda yürütülen birçok eğitim çalışmasının ve projenin içerisinde yer aldım.

İlk solo albümümün Kürtçe olması da bu sürecin bir sonucu aslında. Manevi olarak da önemli bir yerde duruyor benim için Jî. Kalbimden, aklımdan geçenleri Kürtçe olarak söze, ezgiye dökmeye çalışmam, Kürtçe ile edilgen değil, etkin bir ilişki kurmam demekti, zincirin kırılan halkasını onarmaya çalışmak, nenelerime ve onların köklerine selam göndermek demekti.

Şimdi Kürtçe ile aranız nasıl?

Kürtçe çok geniş ve zengin bir dil, kelime haznesi, grameri, konuşulan coğrafyası itibariyle… Ciddi bir çalışma gerektiriyor. Uzun yıllar çok değerli hocalardan dersler aldık ama bir noktadan sonra kendi çabanızla öğrendiklerinizi tutmanız, kelime dağarcığınızı genişletmeniz gerekiyor. Ben de bu yönde çalışıyorum. Kitap okumak, şiir okumak çok yardımcı oluyor. Müzik hep var zaten. Hele hele Kürtçe’nin sözlü kültür yanı baskın bir dil olması geleneksel müzikleri dinlemeyi elzem kılıyor.

En büyük eksiğim tabii ki gündelik konuşma, daha fazla pratik yapmam ya da bu ortamı kurmam lazım. O konuda zorlanıyorum. Geçtiğimiz sene Farsça öğrenmeye başladım. Farsça da aynı dil ailesinden olduğu için, Kürtçeme olumlu bir katkı sağlıyor. Dil öğrenme süreci bambaşka dünyaların kapılarını açıyor, diller arasındaki ilişkileri keşfetmek çok heyecan verici. Dilerim muvaffak olurum.

Kardeş Türküler’de söylediğiniz Kürtçe şarkılar ile solo albümünüzdeki Kürtçe arasında nasıl bir fark var?

Kardeş Türküler’de uzun yıllar geleneksel müzikler, danslar üzerine eğitim çalışmaları yürüttük. Kürtçe şarkılar projenin temel direklerinden birini oluşturdu hep. Ama bir yandan bu şarkıları yarı-beste olarak adlandırmamız da mümkün. Projenin genel çizgisi geleneksel eserlerin farklı ve yenilikçi düzenlemelere, deneyselliğe de açık bir şekilde müzikal ve sözel olarak genişletilmesine dayanıyor. Dinlediğiniz birçok Kürtçe Kardeş Türküler şarkısında buna rastlayabilirsiniz; Mîrkut, Elo Dîno, Kela Memê, De Bila Bêto… Örnekler çoğaltılabilir…

Bu geleneksel yarı-beste şarkılar yanında tamamen beste olan birçok şarkısı da mevcut projenin. Ayrıca Vedat’ın öncülüğünde yine BGST bünyesinde yer alan Bajar projesini de belli açılardan bu geleneğe dahil edebiliriz. Bu noktada kendi albümüme gelecek olursam, aslında ben de aynı gelenekte yetişmiş biriyim. Fakat sound olarak geleneksel enstrümanlar ön planda değil Jî’de.

Biraz şarkıların ihtiyacı ve atmosferi, biraz birlikte çalıştığım müzisyen arkadaşlarımın da formasyonu itibariyle, geleneksel öğeler daha çok ezgilerde ve vokal icralarında yer buldu.

Batılı enstrümanlar ön planda olmakla birlikte şarkıların sırtı Kürtçe müziğe hep dayalı diye düşünüyorum.

Kardeş Türküler’de uzun yıllar hem perküsyoncu hem de solist olarak yer aldınız. Halen onlarla beraber misiniz, nasıl çalışıyorsunuz?

Üç yıldır Kardeş Türküler’de yer almıyorum. Fakat ekip arkadaşlarımla organik ilişkim devam ediyor. Kardeş Türküler projesinin de bir parçası olduğu Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun bir üyesiyim. Zaten albümümüz Jî de bgst records etiketiyle yayınlandı. Hatta bu oluşumun ilk albümü oldu. Benim için bu yanıyla da mutluluk verici…

Bu sene Kardeş Türküler 25’inci yılını gösterilerle kutladı. İstanbul gösterilerinde ben de onlarla sahnedeydim. Dilerim nice 25 yıllar görürüz hep birlikte. Bunun dışında yine üç-dört yıl önce Fırat Alkış ve Fuat Alkış ile birlikte Miraz adında bir grup kurduk. Bir yandan da Miraz Erbane Topluluğu olarak belirli çalışmalar yürütüyoruz. Ben ritim alanında eğitimcilik yapmaya devam ediyorum. Ayrıca zaman zaman farklı gruplar ve sanatçılarla da konser çalışmaları içinde yer alıyorum.

Albümünüzde ‘Meyrem’ adlı bir şarkı var, klip de çektiniz. Meyrem nedir, kimdir?

2007 yılında Kardeş Türküler Harbiye Açık Hava gösterisi için Eruhlular Derneği’nden dansçı arkadaşlarımızla bir eğitim çalışması yürütmüş, gösteriye birlikte bir dans-müzik sahnesi hazırlamıştık. Bu sahnede yer alan şarkılardan biri de bir aşk şarkısı olan Meyrem’di. Gösteri için tematik olarak şarkıyı bir zorunlu göç hikâyesine evriltmiş, bu nedenle yeni sözler eklemiştik. Vedat da ana ezgiyi koruyacak şekilde, şarkıya yeni bir ezgi eklemişti. O gösteriden sonra bir daha bu şarkıyı icra etme şansımız olmadı. Albüm repertuarını oluştururken Meyrem’in de olmasını çok istedim.

Hem ezgisel hem de tematik olarak tamamlayıcı bir yanı vardı benim için. Dolayısıyla şarkıyı yeniden ele aldım, Vedat’ın ezgisine yeni sözler yazdım ve şarkıya üçüncü bir episot ekledim, Bûka Baranê… Zorunlu göçle İstanbul’a gelen, kalbinde sevdiklerinin hasreti ve çağrıları, bu yeni yerde hayata tutunmaya çalışan bir kızın hikâyesiydi Meyrem. Albümün çıkış klibini de Meyrem’e çektik. Farklı Meyremlerin, farklı hayatlara, zorluklara sahip kadınların umutlu, özgür bir buluşma hikâyesi olarak yorumlamaya çalıştık.

Albümdeki bütün şarkıların sözleri size mi ait? Bu kadar besteyi tek başına nasıl yazabildiniz?

Albümdeki sözlerin büyük çoğunluğunu ben yazdım. Yalnızca albümün tek Zazaki şarkısı olan Şiliya Usari’nin sözlerini Fırat Alkış yazdı. Bir de Çavê Te adlı şarkının sözleri Erivanlı Êzîdî bir şair olan Egîdê Şemsî’nin şiiri. Yazım süreci kolay olmadı tabii ki. Hele hele anadiliniz olmayan bir dilde duygularınızı anlatmaya çalışmak sancılı bir iş. Bunu müzikle uyumlu halde yapmak daha da zor. Fakat elimden geleni yapmaya çalıştım. Kürtçesine güvendiğim dostlarıma danıştım, onların da belli uyarıları ve düzeltileri oldu, sağ olsunlar…

Kürt sanatçılarla aranız nasıl? Söz ve yorum olarak en çok beğendiğiniz ve örnek aldığınız kimler var?

Uzun yıllar boyunca birçok Kürt sanatçıyla yollarım kesişti, zaman zaman aynı çalışmalarda, aynı sahnede bir arada bulunduk. Gulistan Perwer, Şivan Perwer, Aynur Doğan, Mikail Aslan, Sakina Teyna, Zelal Gökçe, Delil Dilanar, Ahmet Aslan, Lawje, yerel dengbêjler, âşıklar, solistler, enstrüman icracıları…

Yalnızca bir müzisyen olarak değil, bir dinleyici olarak da değer verdiğim, dinlemekten onur duyduğum birçok sanatçı var. Yalnızca Türkiye’de değil, farklı parçalarda yetişmiş, dünyaya sesini duyurmuş Kürt sanatçılar, gruplar var. Yalnızca küçük bir alanda sanatını icra etmiş ama etkileri, katkıları sonsuza dek sürecek dengbêjler, enstrümanistler var.

Her biri bir bütünün parçası… Her birinden öğreneceklerimiz var. Dolayısıyla ayırt etmek mümkün değil. Önemli olan gereken değeri ve desteği verebilmek diye düşünüyorum.

Hele hele anadilinde eğitimin yasak olduğu, Kürtçe üzerindeki baskıların devam ettiği bir ortamda üretim yapmaya çalışan sanatçıların işi cidden çok zor. Bu noktada dinleyicilerin, sınırlı sayıda ve zorlukla da olsa ayakta duran yayın organlarının, kültür sanat sitelerinin bu üretimlere sahip çıkması çok önemli. Birbirimizi daha çok cesaretlendirmemiz lazım…

Hangi Kürt sanatçılarıyla çalışmak isterdiniz?

Yukarıda da bahsettiğim gibi isim saymak çok zor geliyor. Geçmişten bugüne bizleri şekillendiren birçok değerli isim var. Belki dikkat çekmek adına Nizamettin Ariç’in ismini telaffuz edebilirim. Kendisi Kürt müziğine çok değerli katkıları olan bir müzisyen ve kompozitör. Hem geleneği, Kürtçe geleneksel müziği iyi bilen, hem de evrensel bir müzik dili yaratmaya çalışan bir isim. Yenilikçi düzenleme anlayışı, episodik anlatımları, teatral ses kullanımları, kimi zaman Ariç’i dinlerken bir film izliyormuşsunuz etkisi yaratır.

Özellikle Kurdish Ballads albümleri bizlerin öğrencilik yıllarında, Folklor Kulübü’ndeki çalışmalarımızda ve hatta Kardeş Türküler’in müzikal altyapısında katkısı olan albümlerdendir. Dilerim bir gün Türkiye’de konser verir, bizler de dinleme şansına erişiriz.

Zazaki şarkılarınız var mı? Bununla ilgili duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

Zazaki şarkım ne yazık ki yok. Eşim Fırat Vartolu, Zaza. Aile ilişkileri dolayısıyla belli sözcüklere, cümlelere aşina olmakla Zazaki şarkı yazacak bilgiye sahip değilim. Fakat gerek kendi albümümde gerekse Miraz olarak çıkardığımız Çêber albümünde Fırat ve Fuat’ın yardımıyla Zazakî şarkılar ve dualar icra etmeye çalıştım.

Çok kadim bir dil Zazaki. Fakat ne yazık ki bir yandan da tehlike altındaki diller listesinde yer alıyor. Hem sanat hem dil alanında ciddiyetle, büyük bir emekle çalışmalar yürüten dostlarımız iyi ki var. Tabii bu yöndeki çalışmaların ve bu çalışmalara desteğin daha da artması gerekiyor. Bu sadece o dili konuşanların değil, hepimizin sorumluluğu, hepimizin boynunun borcu.

Son olarak, bana sitenizde yer verdiğiniz için sizlere, K24’e çok teşekkür ederim, çalışmalarınızda kolaylıklar, sevgiler…

PORTRE/ BURCU YANKIN

Burcu Yankın, 1980 İstanbul doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Aydın’da tamamladı. Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünü kazandı. Bir yandan da Boğaziçi Folklor Kulübü ile çalışmalar yürüttü. Orada kulüp çalışmaları yaptı vokal ve vurmalı çalgı öğrendi.

Bir dönem biraz akustik gitar ile uğraştı. Mezuniyetten sonra da Kardeş Türküler projesine girdi. Uzun yıllar orada çaldı. Yankın, Gulistan Perver, Mikail Aslan, Birol Topaloğlu gibi farklı sanatçılarla çalıştı. Sonrasında ‘Miraz’ adında bir ekip kurdu. Eşi Fırat Alkış ve kardeşi Fuat ile bir müzik projesi oluşturdu.

Bunları da beğenebilirsin